Dursunköy Projesi
Meydan Odaklı Mahalle Yaşamı
Dursunköy’de tasarladığımız etap, günlük yaşamı yalnızca konut içinden değil, açık alan üzerinden tarifleyen bir yerleşim kurgusuyla ele alındı. Etabın merkezinde tanımlanan en geniş açıklık, projenin “odak noktası” olarak düşünülerek meydan karakteri kazandı.
Bu merkez; sosyal donatı adaları, yürüyüş rotaları ve amfi kademeleri ile farklı yaş gruplarının aynı anda bir arada bulunabileceği bir buluşma zemini oluşturuyor. Meydanın çevresinde kurgulanan oturma, bekleme ve izleme alanları; çocukların oyununa eşlik eden ebeveynlerden, kısa süreli dinlenme ve sohbet ihtiyacına kadar geniş bir kullanım çeşitliliği üretiyor.
Açık alanın sürekliliği, etabın tamamına yayılan yaya öncelikli bir dolaşım mantığıyla desteklendi. Böylece meydan, yalnızca “varılan bir nokta” değil; gün içinde tekrar tekrar kullanılan, mahallenin ritmini belirleyen bir kamusal merkez olarak çalışıyor.
Proje Konumu
İstanbul, Dursunköy
Proje Yılı
2023
İnşaat Yılı
23.406,20 m²
Proje Türü
Konsept+Ruhsat Projesi
İşveren
Emlak Konut
Açık Alan Omurgası ve Sosyal Donatı Kurgusu
Etap vaziyetinde açık alanlar, tekil parçalar yerine birbiriyle bağlı bir sistem olarak ele alındı. Bloklar arasındaki geçişler; meydanı besleyen yaya omurgası boyunca süreklilik kazanırken, farklı yoğunluk ve karakterde cep parklar, oyun ve dinlenme alanlarıyla çeşitlendirildi.
Merkezde tanımlanan meydan; daha sakin dinlenme cepleriyle aktif kullanım alanları arasında bir “denge noktası” gibi çalışıyor. Oyun alanları, spor sahası ve amfi düzeni birbirini tamamlayan konumlarda çözümlenerek; çocuk, genç ve yetişkin kullanıcıların aynı açık alan içinde farklı senaryolarla birlikte var olabilmesi hedeflendi.
Peyzaj kararları, yalnızca yeşil miktarını artırmak için değil; günlük rotaları tarif etmek, gölge-dinlenme noktaları oluşturmak ve mekânsal okunurluğu güçlendirmek için bir araç olarak kullanıldı. Bu sayede açık alanlar, proje genelinde “geçilen” değil “kalınan” mekânlara dönüşüyor.
Yatay Mimari ve Sokak Ölçeği
Bu etapta kentsel algı, yüksek yoğunluk hissi üzerinden değil; yatay mimari ölçeğinde, sokakla kurulan ilişki üzerinden tariflendi. Blokların yerleşimi ve aralarındaki mesafeler, hem gün ışığı ve görüş ilişkilerini koruyan hem de zeminde okunur bir sokak karakteri oluşturan bir düzenle ele alındı.
Sokak cephesinde amaç; tek bir “uzun kütle” etkisi yerine, parçalı ve ritimli bir siluet üretmekti. Cephelerdeki düşey-vurgular, balkon geri çekilmeleri ve açıklık düzeni; yürüyen kullanıcı için ölçeği küçülten, yaşama yakın bir tempo kuruyor. Böylece konutlar, yalnızca bir kütle kompozisyonu değil; adres duygusu üreten bir sokak yüzeyi haline geliyor.
Zemin kotunda peyzaj ve sert zemin ilişkisi; bina girişlerini tarifleyen, yürüyüşü yönlendiren ve sosyal alanlara bağlanan bir süreklilik kuruyor. Bu kurgu, etap genelindeki kamusal odaklarla birleşerek; yatay mimari anlayışını yalnızca kat sayısı değil, günlük yaşam kalitesi üzerinden görünür kılıyor.


